burası aslında ağırlıklı olarak bebek üzerinden yazmayı tercih ettiğim bir mecra değil ama en sık göz gezdirdiğim yer olması müsebbihi ile doğru mecra burası.
Ömer bu gece itibarı ile 11 ay ve 11 günlük. Gece meme emmek için uyanıyor dolayısı ile ben de tam olarak 11 ay 11 gündür kesintisiz uyku uyumuş değilim. 1 yaş itibarı ile ya da en fazla 15. ayının sonunda emzirmeyi bırakmayı plalıyorum, bu da artık gece meme emme olayının bitmesi gerektiğini gösteriyor, pekiii nasıl olacak asıl sorun bu? Bu bebek gece uyanıyor, ağlıyor, anne bekliyor, biraz daha yüksek volümle ağlıyor sonunda anne pes ediyor ve yanın gidip önce emzik deniyor ııh emzik işe yaramadı, anne bir an önce uykusuna geri dönmek istiyor o zaman ne olacak kurtarıcımız meme. Ve bu büyük kısır döngünün de başlangıcı aynı zamanda. Dolayısı ile bu geceden itibaren gece memesi yok, bir kaç gece gerekirse hiç uyumayıp bu işi çözeceğim, apartman komşularımız içn üzgünüm.
ikinci önemli konu da kendi başına yemek yeme durumu. Ömer güzel yemek yiyen bir bebek, yemek verilince ağzını açıyor ama ne oluyor bu durumda sürekli kendisine yemek verilmesi gerekiyor ve yemeği veren kişi yani anne hiç bir halt yiyemiyor. Bu sorunu da çözmek için kendisini beslemeyi kademeli olarak azaltmaya karar verdim, yarın ilk iş mama sandalyesine tepsisini takıp önüne tabak koyacağım içine de omlet ve kendisini omleti ile başbaşa bırakarak yemesini umacağım, muhtemelen yemeyip her şeyi dökecek, aç kalacak falan ama olsun razıyım yeter ki deneyelim ve şans eseri bile olsa bir iki parça ağzına götürsün. öğlen çorba da ben destek olurum, akşam tekrar kendisinin yiyebileceği bir besin ile yeni bir deneme. Etraf pislenecek, Ömerd'de ama eninde sonunda kendi başına yiyen bir insan olursa ben de soğumadan yemek yiyebilir ve çay içebilirim.
hadi bakalım, yapması da yazmak kadar kolay olacak mı.
polente gezegeni
Çarşamba, Şubat 29, 2012
Cumartesi, Şubat 18, 2012
iş daha önemli(ymiş)
Bir kaç aydır sabah, akşam, hafta içi, hafta sonu ayrımı yapmaksızın neredeyse 7/24 çalışan bir kocam var. Bu anlamsız yoğunluk öncesinde 2 yıl okul tatili olarak adlandırabileceğimiz bir dönemden geçtik. Önce uzun bir yol yaptık bknz ardından saatlerini kendi ayarladığımız bir iş sayesinde uzun kahvaltılar, güneşli havalarda sahilde gezintiler ve aramızda büyüyen bir bebekle 18 ay daha geçti. Her güzel şeyin olduğu gibi bu dönemin de sonu geldi, bebekli hayatın maddi dayatmaları, şehirde yaşamanın getirdiği tüketme durumunun üzerine belirsiz tarihli ödemeler, kariyer denen iblisin çağrısı eklenince evden çıkıp yeniden işe dönüldü. ilk bir kaç hafta pek güzel geçti, pek afili yeni ajans, her ay hesaba tıkır tıkır yatan maaş ve yenibaştan yapılmaya başlanan yol planları, sonra iş çığırından çıkmaya başladı ve ilk satırda yazdığımız duruma gelmemiz 5 haftacık sürdü.
Uzun ömrümüzün o kısacık 5 haftası, nedir değil mi? Artık hiç plan yapamayan, güneşli ya da güneşsiz günleri birisi iş yerinde diğeri evde geçiren, ancak gece yarıları birbirinin yüzünü gören bir çift olduk.
Biz şikayet ederken bu durumdan ebeveyn dünyasıysa, her katılınamayacak programa dair o pek sevdikleri cümleyi kurmaya devam ediyor "iş daha önemli tabi" Pardon da nasıl daha önemli, büyürken görülemeyen bir bebekten, güneşin doğup battığını anlayamamaktan daha mı kıymetli, bir kutunun içine sıkışıp titrler kazanmak.
İş önemsiz demiyorum, sonuç olarak hayatımızı idame ettirebilmemiz için işe ihtiyacımız olduğu kesin, ama o iş ev kredileri, araba kredileri, bok püsür almak için mi önemli, hoş böyle söyleyince de klasik ebeveyn cevabı "tabii siz daha gençsiniz anlamıyorsunuz" oluyor.
Şimdi oturdum, düşünüyorum bu iş neler değiştirdi hayatımızda, dahası yaşayışımızda.
Aidatı ödüyoruz, hala küfrediyoruz o ayrı.
Belirsiz zamanlardan haftada bir, yarım gün, temizlikçi kadın moduna geçtik, ev temiz, ben temizlikçi kadın durumundan artık daha fazla haz etmiyorum, her hafta ona kahvaltı hazırlamak falan zul geliyor ama allah için ev temiz.
İlk bir kaç haftanın manyaklığı ile anlamsız alışverişler yaptık. Vicdanen içime sinmediğinden şimdilik o da rafa kalktı ama istersek alabiliriz bilgisi iyi bir his reddedecek değilim.
İki farklı rotaya iki uçak bileti ve pasaportu yenileme paraları için ekstra uzun uzadıya düşünmek gerekmedi, bu da iyi bir şey. Gerçi o biletlerden biri bu malum önemli iş nedeniyle yanacak o ayrı.
Hala yogaya gidemiyorum, geçen sefer para yoktu, şimdi bebeğe bakacak adam yok.
Sokağa tek başıma çıkmak son derece eziyetli, bebek giydir, arabaya koy bilmemneden ötürü günlük kısa yürüyüşleri rafa kaldırdım.
Sabah kahvelerinin ne anlamı ne de eski tadı kalmadı, artık onu da içmiyorum.
Bu yazıyı ara sıra güncellerim şimdilik aklıma başka bir şey gelmiyor
Uzun ömrümüzün o kısacık 5 haftası, nedir değil mi? Artık hiç plan yapamayan, güneşli ya da güneşsiz günleri birisi iş yerinde diğeri evde geçiren, ancak gece yarıları birbirinin yüzünü gören bir çift olduk.
Biz şikayet ederken bu durumdan ebeveyn dünyasıysa, her katılınamayacak programa dair o pek sevdikleri cümleyi kurmaya devam ediyor "iş daha önemli tabi" Pardon da nasıl daha önemli, büyürken görülemeyen bir bebekten, güneşin doğup battığını anlayamamaktan daha mı kıymetli, bir kutunun içine sıkışıp titrler kazanmak.
İş önemsiz demiyorum, sonuç olarak hayatımızı idame ettirebilmemiz için işe ihtiyacımız olduğu kesin, ama o iş ev kredileri, araba kredileri, bok püsür almak için mi önemli, hoş böyle söyleyince de klasik ebeveyn cevabı "tabii siz daha gençsiniz anlamıyorsunuz" oluyor.
Şimdi oturdum, düşünüyorum bu iş neler değiştirdi hayatımızda, dahası yaşayışımızda.
Aidatı ödüyoruz, hala küfrediyoruz o ayrı.
Belirsiz zamanlardan haftada bir, yarım gün, temizlikçi kadın moduna geçtik, ev temiz, ben temizlikçi kadın durumundan artık daha fazla haz etmiyorum, her hafta ona kahvaltı hazırlamak falan zul geliyor ama allah için ev temiz.
İlk bir kaç haftanın manyaklığı ile anlamsız alışverişler yaptık. Vicdanen içime sinmediğinden şimdilik o da rafa kalktı ama istersek alabiliriz bilgisi iyi bir his reddedecek değilim.
İki farklı rotaya iki uçak bileti ve pasaportu yenileme paraları için ekstra uzun uzadıya düşünmek gerekmedi, bu da iyi bir şey. Gerçi o biletlerden biri bu malum önemli iş nedeniyle yanacak o ayrı.
Hala yogaya gidemiyorum, geçen sefer para yoktu, şimdi bebeğe bakacak adam yok.
Sokağa tek başıma çıkmak son derece eziyetli, bebek giydir, arabaya koy bilmemneden ötürü günlük kısa yürüyüşleri rafa kaldırdım.
Sabah kahvelerinin ne anlamı ne de eski tadı kalmadı, artık onu da içmiyorum.
Bu yazıyı ara sıra güncellerim şimdilik aklıma başka bir şey gelmiyor
Pazar, Ocak 22, 2012
eşyalarımın kölesi olmuşum
Olmuşum da ne demek adeta bir çöp evde yaşama yolunda emin adımlarla ilerliyorum.
Oğlan 10 aylık oldu, şimdiden hatırı sayılır ölçüde çeri ve çöpü birikmiş durumda, ki bu güruhun içinde kıyafetleri saymıyorum bile. Artık odasının düzenlenip kütüphanenin alt raflarının onun eşyalarına terk edilmesi gerekiyor, eh işte zurnanın zırt dediği yer de burası, Alt rafları Ömer'e terk edebilmek için önce o alt raflardaki bana ve Tansu'ya ait 'çok gerekli' dergi, cd kutusu, bilumum hatırat gibi malzemeden arındırılması gerekmekte, ama bu nasıl olacak hiç bilmiyorum, gereksiz eşyalarımdan ayrılamıyorum, sürekli "ya gereklilerse, ya bir gün gerekecekleri tutarlarsa şeklinde sabahtan beri 1998'lerden kalma dergileri tasnif etme çalışmasındayım, en fenası almışım dergiyi, belli ki bir kaç sayfa çevirmiş ve kaldırmışım, o derece pırıllar, ne tek bir kırışmış sayfa ne bir kahve lekesi, yegane eski tarafları tarihleri.
Onca yıl durmuş ve okunmamışlar, bundan sonra da okunma ihtimalleri sıfıra yakın, e niye duruyorlar orada, bilmiyorum.
Bana bir gelenlerin gelip her şeyden sıyrılmam gerek ama o gün ne zaman olacak bilmiyorum.
Ana konudan kopacağım ama bu yazıyı yazmaya başladığımdan bu yana verdiğim 5 saatlik aranın müsebbihi bebek saat 21 oldu ve halen uyumadı, bütün gün 2 sefer 45 kdan 1,5 saat kadar uyudu, sabah zaten 6:58'de uyanmıştı. Çok yorgunum, bebeğe ve yorgunluğuma rağmen eşyalarıma bağlılığım göz yaşartıyor.
Neyse artık olurda bir haftasonu bebeğin babası evde olursa o dergileri atmam için bana destek verir. Bu arada bu yazıyı okuyupta eski National Geographic, Jazz, Atlas, Tarih dergisi isteyen olursa bir yorum bıraksın lütfen.
Oğlan 10 aylık oldu, şimdiden hatırı sayılır ölçüde çeri ve çöpü birikmiş durumda, ki bu güruhun içinde kıyafetleri saymıyorum bile. Artık odasının düzenlenip kütüphanenin alt raflarının onun eşyalarına terk edilmesi gerekiyor, eh işte zurnanın zırt dediği yer de burası, Alt rafları Ömer'e terk edebilmek için önce o alt raflardaki bana ve Tansu'ya ait 'çok gerekli' dergi, cd kutusu, bilumum hatırat gibi malzemeden arındırılması gerekmekte, ama bu nasıl olacak hiç bilmiyorum, gereksiz eşyalarımdan ayrılamıyorum, sürekli "ya gereklilerse, ya bir gün gerekecekleri tutarlarsa şeklinde sabahtan beri 1998'lerden kalma dergileri tasnif etme çalışmasındayım, en fenası almışım dergiyi, belli ki bir kaç sayfa çevirmiş ve kaldırmışım, o derece pırıllar, ne tek bir kırışmış sayfa ne bir kahve lekesi, yegane eski tarafları tarihleri.
Onca yıl durmuş ve okunmamışlar, bundan sonra da okunma ihtimalleri sıfıra yakın, e niye duruyorlar orada, bilmiyorum.
Bana bir gelenlerin gelip her şeyden sıyrılmam gerek ama o gün ne zaman olacak bilmiyorum.
Ana konudan kopacağım ama bu yazıyı yazmaya başladığımdan bu yana verdiğim 5 saatlik aranın müsebbihi bebek saat 21 oldu ve halen uyumadı, bütün gün 2 sefer 45 kdan 1,5 saat kadar uyudu, sabah zaten 6:58'de uyanmıştı. Çok yorgunum, bebeğe ve yorgunluğuma rağmen eşyalarıma bağlılığım göz yaşartıyor.
Neyse artık olurda bir haftasonu bebeğin babası evde olursa o dergileri atmam için bana destek verir. Bu arada bu yazıyı okuyupta eski National Geographic, Jazz, Atlas, Tarih dergisi isteyen olursa bir yorum bıraksın lütfen.
Salı, Ocak 17, 2012
nerde kalmıştık?
Tamamlanmak durumunu düşünecektim. Düşünecek zaman bulma, konsantre olma, hali olma konularında ciddi bir sıkıntı yaşıyorum. 10 aylık bir bebek, 7/24 çalışan bir koca.
Ama gene de biraz olsun kafamı toparladım ve karar verdim, ben tamamlanmış falan değilim en azından benim kafamdaki tamamlanmak fiilini içermiyorum. Tamamlanmak demek, ev, bebek, koca, hayat kurmak falan değil. Aksine o hayatı hergün yıkıp yeni baştan kurabilecek cesarete sahip olmakta, bu uğurda vazgeçebilmekte. Ve tabi daha önemlisi artık istememeyi becerebilmekte.
Güney Amerika'da daha tamamlanmıştım mesela. On yıllık bir hayali gerçek kılarken, her attığım adımda, geride bıraktığım tek bir şey için dahi en ufak bir pişmanlık duymazken daha tam hissdiyordum. Bu demek değil ki, memlekete döndüm ve artık eksik hissediyorum, yok öyle bir şey, sadece tam değilim.
Tam olabilmem için kafamdaki tüm soru işaretleri, ucu açık kararlar, planlar falanlar filanların nihayete ermesi gerek. E bunun içinde daha çoook vakit gerek. Ne zamanki köşeme kıvrılıp elime kitabı alacağım, artık canım tek bir yeni satır dahi yazmak, okuduklarımdan çıkarımlar yapmak istemeyecek, yollar beni heyecanlandırsa da kışkırtmayacak, sürekli seyahat planları yapmaz olacağım, sahip olma isteğim törpülenecek, daha okunmamış onlarca kitap duruken doymayan bir açlıkla yeni kitaplara saldırmayı bırakacağım, var olan ağırlıklardan kurtulup eşyanın kölesi olmayı bırakacağım, satın alma durumumu sadece gerekenle sınırlandırmayı becereceğim, kimsenin nerede, nasıl, kiminle ne yaptığı değil umurumda olmamak farkında bile olmayacağım, kısaca gerçekten olgunlaşıp halimden kayıtsız şartsız memnun olmayı öğreneceğim, o zaman işte tamamdır.
Yani imkansızdan bahsediyoruz.
Ama gene de biraz olsun kafamı toparladım ve karar verdim, ben tamamlanmış falan değilim en azından benim kafamdaki tamamlanmak fiilini içermiyorum. Tamamlanmak demek, ev, bebek, koca, hayat kurmak falan değil. Aksine o hayatı hergün yıkıp yeni baştan kurabilecek cesarete sahip olmakta, bu uğurda vazgeçebilmekte. Ve tabi daha önemlisi artık istememeyi becerebilmekte.
Güney Amerika'da daha tamamlanmıştım mesela. On yıllık bir hayali gerçek kılarken, her attığım adımda, geride bıraktığım tek bir şey için dahi en ufak bir pişmanlık duymazken daha tam hissdiyordum. Bu demek değil ki, memlekete döndüm ve artık eksik hissediyorum, yok öyle bir şey, sadece tam değilim.
Tam olabilmem için kafamdaki tüm soru işaretleri, ucu açık kararlar, planlar falanlar filanların nihayete ermesi gerek. E bunun içinde daha çoook vakit gerek. Ne zamanki köşeme kıvrılıp elime kitabı alacağım, artık canım tek bir yeni satır dahi yazmak, okuduklarımdan çıkarımlar yapmak istemeyecek, yollar beni heyecanlandırsa da kışkırtmayacak, sürekli seyahat planları yapmaz olacağım, sahip olma isteğim törpülenecek, daha okunmamış onlarca kitap duruken doymayan bir açlıkla yeni kitaplara saldırmayı bırakacağım, var olan ağırlıklardan kurtulup eşyanın kölesi olmayı bırakacağım, satın alma durumumu sadece gerekenle sınırlandırmayı becereceğim, kimsenin nerede, nasıl, kiminle ne yaptığı değil umurumda olmamak farkında bile olmayacağım, kısaca gerçekten olgunlaşıp halimden kayıtsız şartsız memnun olmayı öğreneceğim, o zaman işte tamamdır.
Yani imkansızdan bahsediyoruz.
Cumartesi, Ocak 07, 2012
tamamlanmış, kime göre, neye göre?
Evli, bebekli ve işsiz birisiyim. Ama tamamlanmış-ım. Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk böyle dedi bana. Sevdiğin birisi ile evlisin, bebeğini büyütüyorsun, karışanın görüşenin yok, benim taraftan bakınca tamamlanmış görünüyor, neyse ki ardından daha ne ister insan gibi bir cümle kurmayıp tabi senin taraftan öyle durmuyor olabilir diyerek toparladı durumu.
Şimdi ben düşünüyorum, benim taraftan nasıl görünüyor? Doğru evli ve bebekliyim, bebek başlı başına dev bir iş olsa da ısrarla onun bir iş olduğunu kendi kendime kabullenemediğimden, aralıklarla kendimi işe yaramaz hissediyorum. Çalışmıyorum da, çünkü kariyer denen kavrama inanmıyorum, günler ve gecelerce bir iş yerinde kalmak/adamak bana göre değil, hırsım yok ve neyseki şu an için çalışmamı gerektirmeyecek kadar para kazanan bir kocam var.
Tamamlanmak ne demek, bunun üzerine biraz düşünmem gerek
Şimdi ben düşünüyorum, benim taraftan nasıl görünüyor? Doğru evli ve bebekliyim, bebek başlı başına dev bir iş olsa da ısrarla onun bir iş olduğunu kendi kendime kabullenemediğimden, aralıklarla kendimi işe yaramaz hissediyorum. Çalışmıyorum da, çünkü kariyer denen kavrama inanmıyorum, günler ve gecelerce bir iş yerinde kalmak/adamak bana göre değil, hırsım yok ve neyseki şu an için çalışmamı gerektirmeyecek kadar para kazanan bir kocam var.
Tamamlanmak ne demek, bunun üzerine biraz düşünmem gerek
Pazartesi, Ocak 02, 2012
ölüm bir varmış bir yokmuş
Bebek sahibi olduktan sonra ölüm düşüncesi daha fazla aklıma gelmeye başladı. ölümden korkan ya da lorkmayan birisi değildim, sadece aklıma getirmemeye çalıştığım bana uzak bir konuydu diyelim, bu da bir nevi korku oluyor belki de.
bebek doğduktan sonraysa bir anda sürekli bir arada olmam gereken bir canlıyla yaşamak ve öncelikleri ona göre belirleme durumu oluştu. Besle, uyut, temizle, eyle, falan filan gibi gündelik aktivitelerin arasında benim için bir de ölme butonu eklendi. Minik, tek başına, bensiz ne yapar gibi bir düşünceden ziyade, ben daha onu yeterince sevemedim, nasıl konuşacak, yürüyecek, eğlenceli bir tip olacak mı gibi daha bencilce bir duygu içerisindeyim. Bir takım felaket senaryolarım da mevcut ama aklıma getirdiğimde bile hızla o fikirden uzaklaşmaya çalıştığımdan, yazarak daha belrgin kılmaya niyetim yok.
Başlığa gelince tüm bu ruh hali içerisinde dolanırken arkadaşlarımdan biri bu kitabı okuduktan sonra ölüme dair tüm bakış açısının değiştiğini artık ölme fikrinin onu hiç rahatsız etmediğini söyledi, tüm bunları ben ikinci elden duydum, konuşmanın başlangıç kısmında olaya dahil değildim. Konuşmanın birinci elden muhattabı için kitabı aramaya başladık, baskısı bitmiş. İnternette bakarken kitabın bende olduğunu uzundur da okumayı ertelediklerimin içerisinde olduğunu fark ettim. Dün gece itibarı ile de okumaya başladım.
Bitirdikten sonra bir tur daha yazarım.
2012 ile birlikte Polente Gezegeni'ne de geri dönmüş bulunuyorum iç karartıcı bir konu ile de olsa, hadi bakalım.
bebek doğduktan sonraysa bir anda sürekli bir arada olmam gereken bir canlıyla yaşamak ve öncelikleri ona göre belirleme durumu oluştu. Besle, uyut, temizle, eyle, falan filan gibi gündelik aktivitelerin arasında benim için bir de ölme butonu eklendi. Minik, tek başına, bensiz ne yapar gibi bir düşünceden ziyade, ben daha onu yeterince sevemedim, nasıl konuşacak, yürüyecek, eğlenceli bir tip olacak mı gibi daha bencilce bir duygu içerisindeyim. Bir takım felaket senaryolarım da mevcut ama aklıma getirdiğimde bile hızla o fikirden uzaklaşmaya çalıştığımdan, yazarak daha belrgin kılmaya niyetim yok.
Başlığa gelince tüm bu ruh hali içerisinde dolanırken arkadaşlarımdan biri bu kitabı okuduktan sonra ölüme dair tüm bakış açısının değiştiğini artık ölme fikrinin onu hiç rahatsız etmediğini söyledi, tüm bunları ben ikinci elden duydum, konuşmanın başlangıç kısmında olaya dahil değildim. Konuşmanın birinci elden muhattabı için kitabı aramaya başladık, baskısı bitmiş. İnternette bakarken kitabın bende olduğunu uzundur da okumayı ertelediklerimin içerisinde olduğunu fark ettim. Dün gece itibarı ile de okumaya başladım.
Bitirdikten sonra bir tur daha yazarım.
2012 ile birlikte Polente Gezegeni'ne de geri dönmüş bulunuyorum iç karartıcı bir konu ile de olsa, hadi bakalım.
Perşembe, Haziran 02, 2011
belki bir gün yeniden
Buraya ne kadar uzun zamandır yazmamışım, babamın sonu blogumun da sonu olmuş. Bir devrin sonu.
Yeter bence de. Hoşçakal Polente gezegeni.
Yeter bence de. Hoşçakal Polente gezegeni.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)