Cuma, Haziran 19, 2009

bir sürü şehre gidememek

O kadar ama o kadar saçma geliyor ki, elimi kolumu sallaya sallaya başka bir ülkeye gidememek, istersem orada yaşayamamak, illaki bir ülkeye ait olduğumu belirten bir belge taşıyor olmak. Canım nereye çekerse, eğer ki param varsa cebimde gidebiliyor olmam gerek. Bütün bu vizesel saçmalıklar, doldurulan formlar, birisinden istenilen izinler fasaryası hem zaman kaybı hem de gereksiz yorgunluk.
Buldum parayı kardeşim, vaktim de bol, gelip bir süre o şehirde yaşamak istiyorum, size ne. Neden illaki önce binlerce evrak hazırlama, uzun uzadıya formlar doldurmam gerekiyor. Hadi geldim ve gitmiyorum, ben başımın çaresine baktıktan sonra gene size ne?
Rica edicim, birileri bu konuya derhal el atsın, Sofya’ya trenle 12 saatte varılırken ve bu tren neredeyse yok parayken önce gidip vize bilmemne için uğraşmak istemiyorum.

Perşembe, Haziran 18, 2009

başlıklardan esasen hiç haz etmiyorum

İş hayatı ve beraberinde bilmem kaç yaş almak çok zehirli bir şey. Mantıklı kafası çalışan her normal insanın bileceği ve kabul edeceği üzere çalışmak hele ki birileri daha fazla para kazansın diye çalışmak tamamen saçma bir eylem. Sabah kalkılıyor, düzgün giysiler giymek gerekiyor, bu zaten tüketmek için bir başlı başına bir neden, iş yerinde kafası karışık Gökhan’ın eksiksiz dile getirdiği üzere bir takım Melek’lerle tüm gün mesai, öğle yemeği, arada iki üç salak sulak mağazaya uğrama, o uğranılan mağazalarda es keza gene satın alma eylemi. Sonunda akşam olunuyor, görece manalı bir iş yerinin artısı makul saatlerde evde oluyorsunuz. Ay bitiyor bir takım faturalar, karşısında maaş. Bu ay da hayatta kalmak için çalışılmış işte.
Demek ki neymiş iş hayatı = Melek’le 8 saat x 20 gün = 0 kazanç
Yani Çalışmak = Saçmalık.

Zehir kısmına gelince; bu yaş alırken bir takım hayaller kuruyorsunuz, ben kuruyorum, yollara çıkmak istiyorum sürekli, evde cam kenarında oturup kitap okuyup kahve tüketmek istiyorum. Gün ortasında parkta yürümek istiyorum, deniz kenarında artık güneş batmaya yakın, bütün gün inek gibi yattıktan sonra şezlongta şöyle bir silkenip bira içmek istiyorum. Şili’de bağların arasında dolanmak, balonun tepesinden Kapadokya’ya bakmak, İspanyolca öğrenmek, bisikletle Moğolistan steplerinde birkaç ay takılmak, trenle trans Sibirya hattını geçmek, böyle uzayıp giden bir listem var. Ve bu kadar çok isteği olunca insanın tabi çalışacak zaman epey bir kısıtlanıyor.

Hala gelemedim zehir kısmına; önce çok hevesli başlıyoruz her şeye, bir çırpıda bin tane heves dökülüyor ağzımızdan. Bütün dünya görülmeli, biraz Avrupa, güneydoğu asya, aslında Meksika ve hatta tüm güney Amerika, her köşesi karış karış, daha çok kitap okunacak, bir sürü adamla sevişilecek, film festivalinde bile 35 filme birden gittiğimi bilirim ben.

Yaş aldıkça, iş dünyasına gömüldükçe, yavaş yavaş ve anlamadan geçmeye başlıyor her şey. Günler zaten dünde dediğim üzere sayı sayar gibi inanılmaz bir hızla akıyor.
Önce bir üşenme başlıyor, sonra bir isteksizlik ve sonunda en tehlikelisi kendini inandırma ve inandırıcı cevaplar bulma süreci.

- Ne oldu dünya turu
- Para ve kariyer biriktiriyoruz, böylece bir sene gidilecek, 3 kıta gezilecek.

Bir sene sonra
- E ne oldu seyahat var mı bir gelişme
- Var gibi, ufaktan ama muhtemelen daha kısa bir süre olacak ve daha az yer göreceğiz.

Biraz daha geçer
- Bitti mi hazırlıklar?
- Yani, çok da emin değilim artık gitsek mi gitmesek mi, sanki hevesim kaçıyor.

Çarşamba, Haziran 17, 2009

Yeniden.

Takip etmeyi dahi bıraktığım uzunlukta bir süredir, tek bir satır olsun yazmadığımı keşfemem yeni değil, hemen her gün bir kaç kez bakındığı bloglar baki, işten kafayı kaldırdıkça bir kahve aralığında,
Borsalino’nun soru olmayan soruları bana hiç yazmadığım gibi, aslında son dönemde ne kadar az daha doğru tabirle ‘sınırlı’ okumaya başladığımı da hatırlattı, bütün bunların üzerine bu sabah takvime bakıp günün 17 Haziran oluşu ve günlerin sayı sayar gibi -akıl almaz bir hızla- geçtiğini fark etmem de eklenince, hiç başlamamaktansa bir yerlerden başlamak evladır.

) What author do you own the most books by ?
Her ne kadar şu an kütüphanemi tam anlamı ile gözümün önüne getiremiyorsamda, hatırladıklarım G.G.Marquez, Dostoyevski, Alain De Botton, Vasconcelos, Boris Vian, Ferhan Şensoy, Orhan Pamuk
2) What book do you own the most copies of ?
Bir klasik olarak Küçük Prens (Saint Exupery) – birden fazla dilde, birden fazla boyutta
3) Did it bother you that both those questions ended with prepositions ?
Hayır.
4) What fictional character are you secretly in love with ?
Adı aklıma gelmeyen Vian’ın Günlerin Köpüğü’ndeki tip için en fazla ilgimi çeken diyebilirim. Ama Secret Love ııh.
5) What book have you read the most times in your life
(excluding picture books read to children; i.e., Goodnight Moon does not count) ?
Yerdeniz Serisi / Ursula K. Leguin
6) What was your favorite book when you were ten years old ?
Şeker Portakalı / Vasconcelos
7) What is the worst book you've read in the past year ?
Git kendini çok sevdirmeden / Tuna Kiremitçi
8) What is the best book you've read in the past year ?
Dublörün Dilemması / Murat Menteş
9) If you could force everyone you tagged to read one book, what would it be ?
Tek bir tane olunca bilemiyorum. Herkese başka bir kitap olurdu muhtemelen.
10) Who deserves to win the next Nobel Prize for Literature ?
Adaylar kim onu bile bilmiyorum.
11) What book would you most like to see made into a movie ?
Yerdeniz Büyücüsü ama büyük büyük büyük bir prodüksiyon ve aslına sadık kalınarak
12) What book would you least like to see made into a movie ?
Kara Kitap
13) Describe your weirdest dream involving a writer, book, or literary character.
Afacan Beşler / Enid Blyton karakterlerinden birisi olarak bilumum maceraya dahil olmak isterdim.
14) What is the most lowbrow book you've read as an adult ?
İtiraf ediyorum Secret
15) What is the most difficult book you've ever read ?
Kara Kitap (Orhan Pamuk) ama bir o kadar da hasta olmuştum. Tabi burda zorluktan kastın ne olduğu da önemli.
16) What is the most obscure Shakespeare play you've seen ?
Tiyatro izlemiyorum.
17) Do you prefer the French or the Russians ?
Romanda Ruslar; şiirde Fransızlar.
18) Roth or Updike ?
Ilk kez duyuyorum
19) David Sedaris or Dave Eggers ?
Ikisi de değil.
20) Shakespeare, Milton, or Chaucer ?
Shakespeare
21) Austen or Eliot?
Austen
22) What is the biggest or most embarrassing gap in your reading ?
Şiirle kesilmiş olan ilişiğim
23) What is your favorite novel ?
Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar
24) Play ?
Hiç anlamıyorum oyun işinden.
25) Poem ?
Huzur – Şairini unuttum
Mendilimde kan sesleri – Edip Cansever
26) Essay ?
Kıymetini bil her şeyin / John Berger
27) Short story ?
Hatırlamıyorum.
28) Work of nonfiction ?
Kalemimin sapını gülle donattım / Ferhan Şensoy
Anlatmak için yaşamak / G.G.Marquez
29) Who is your favorite writer ?
Marquez
30) Who is the most overrated writer alive today ?
Tuna Kiremitçi
31) What is your desert island book ?
Yerdeniz Serisi /Ursula K. Leguin
32) And... what are you reading right now ?
Kırmızı Pelerinli Kent / Aslı Erdoğan

Pazartesi, Nisan 06, 2009

yol

trenlere biniyorum, trenlerden iniyorum ve her seferinde daha uzun sürsün istiyorum bu tren yolcukları gündüzden başlayıp geceye kadar sürsün, ben yoldayken perdeleri açık olsun evlerin, bir anlığına göz ucuyla bakabilecek kadar açık.
Yola çıkmak, uzaklara gitmek, yolda olmak. yolun kendisi olmak. yolun planlarını kurmak, çuf çuf çuf bir trenin yan penceresinden, gecenin içinde otobüs camından, gözlerimi kapatıp yağmurlu istanbul gökyüzünden kalkıp, sıcak bir yaz rüzgarıyla başka bir kıtada uyanmak. Çünkü merak ediyorum, benim içinde olmadığım o diğer yerde neler oluyor, hangi sokaklar birbirlerine kucak açmış, hangi caddede güneş alan bir cafe var sırtımı yaslayıp sokağa bakabileceğim, ağaçlar ne renk, gökyüzü ne renk, dil ne kadar kıvrak, kadınlar neler giyerler, reklam panolarını neler süslüyor, ben sevecek miyim, şehir beni sevecek mi? Hep gülerek mi gezicem yoksa bir an aklıma başka bir şey düşüp yüzüm bulutlanacak mı, hangi anı diğerleri ile paylaşamak için ölücem, nerde ah ulan keşke yanımda olsaydı diyeceğim. Hangi bankın üzerine çöküp arkadaşlarıma kartpostallar yazıcam, hangi posta kutusuna atılacak onlar.
Kendimden kaçmıyorum, çalışmayı anlamsız, gündelik telaşları saçma, şehrin ritmini gereksizce hızlı buluyorum sadece. yaşadığım topraklara uyumsuz olsamda, dünyanın her köşesinden daha uyumlu olduğum kesin. bu dil, bu coğrafya, bu değerler, insanlar, biriktirdiklerim, bunca yıl. buraya aidim, bunu kabul ettim. bir yerlere koşmanın yorucu ve iç burkan telaşından sıyrıldım. Hep gitmek daha uzağa gitmek, her yere gitmek, her kıtada ayak izi bırakmak istememin en büyük sebebi merak, orayı ve kendimi merak.
Yolun içinde yol olmak, dünyayı binlerce pencereden görmek bittabi ki hayatımı daha anlamlı kılıcak, bir büronun içine sıkışmaktan, ama canım gökhan abi, inan ki kendimden kaçmak için değil bunca yol hayali, netcede ben beni cebimde taşıdıktan sonra lostun bedava bilet sahipleri gibin binlerce mil yapsam nolcek. eh bunu bilecek kadar da tevellüt oluştu. 30 di mi?

Pazar, Nisan 05, 2009

yemek yemek

Cumartesi gecesi 2si bebek olmak üzere toplamda 16 kişiye üzerine ev ahalisi olarak ben ve tanzuyu da ekleyecek olursak 18 adama çılgınca yemek yedirmiş bir insan evladıyım ben. Süperim evet.

Pazartesi, Mart 30, 2009

bu seçimde ne değişti? Soralım öğrenelim.

artık iki kişiden biri değil üç kişiden biri AKP'li

Pazar, Şubat 22, 2009

Pis 7'li + 1

Aslında benim okuduğum bloglar zaten yandaki panelde yazıyor, ayrıca pek bir kimseyi ilgilendirir bir durum da değil, olsun banane gene de yazmak istedim.
sıralama alfabetik değil, en büyükten küçüğe değil, birinçten sonunç olarak a değil, aklıma geldiği şekilde
1-Kafam Çok Karışık
2-Gregor Samsa
3-Postmortem of Virgilius
4-Borsalino
5-Mügeler
6-Düygü
7-Passionia
+ 1 - Hastalardan öğrendiklerim